15 Şubat 2010 Pazartesi




Herkesin kendisine ait bir adası vardır; içerisine maddi, manevi varlığını doldurabildiği… Ve her insanın bir gemisi vardır; başkalarının adalarına ziyaret etmek için kullandığı, çevresini tanıdığı, küçük bir gemi…


İnsanoğlu hayat yolculuğunda gemisine doldurabildikleri kadar değerli, gemisinden dökülenlerin sayısını sınırlayabildiği ölçüde başarılı ya da başarısızdır. Yolculuğun sonunda, limana verilen raporda değerlendirilecek başarısının ölçütü budur çünkü.


An gelir, insanlar bir araya gelerek adaları arasında önce gemi seferleriyle başlayan, sonrasında ipekten bir köprüyle birleşen ve sonsuzluğa yürüyen bir bağ kurarlar. Köprüyü oluşturan ipek, kalitesiz ve köprünün niteliğiyle uyumsuzsa o köprü şu veya bu şekilde yıkılacaktır.


Bazen de insanlar, adaları arasında gelip giderlerken alabora olurlar, denize yuvarlanıp hiçsizliğin içinde boğulurlar. En kötüsü de budur herhalde, batan bir geminin içinde kalmak ve yeni bir ada arayışına başlamak…


Aranan ada her zaman sizin geminizi kabul edecek değildir ya da sizin bulduğunuz adadaki insanın da sizin adanıza iade-i ziyaret yapmayabilir. Zaten adalar arası ziyaretin tek taraflı olması da platoniklik olarak adlandırılan ve hiçsizlikten biraz iyi olan bir başka sıkıntı nedenidir.


Nazım’ın da şiirinde dediği gibi “Sen Elmayı Seviyorsun Diye, Elmanın da Seni Sevmesi Şart mı?” Yani siz bir insanın gemisini ve adasını beğendiniz diye o insanın da sizinkini beğenmesi gerekmez. Bazen de sadece o insanın adasına ufak ziyaretlerden mutlu olmasını bilmek gerekir.


O ufak ziyaretlerin değerini vakit çok geçmeden anlamak gerekir ki ondan da olmayasın. Her zaman bir risk vardır çünkü gemini yaklaştırdığına bir başkasının limanına, bir başkasının adasına… O kısa ve tatminsiz ziyaretlerin de kesilebileceğini düşünerek rota belirlemek gerekir. İyice tutup, tartarak…


İnsan kendi adasını güzelleştirebilirse başkasını da orada yaşamaya ikna edebilir. Bu yüzden önce kendini sevmeli ve kendisiyle barışmalıdır insanoğlu… Aksi takdirde gemisi yani sözleri, davranışları, jestleri ne kadar güzel olursa olsun anlam ifade etmeyecektir karşısındaki için, ayrıca limandan bir gemi ayrıldığında da çok üzülmemek için lazım gelir bu…


Bazen de iki kişinin gemileri, filikaları bırakın aynı koyda, aynı denizde olmayı ayrı okyanuslarda yüzerler geleceğe doğru. Farklı rotalarda, farklı okyanuslarda, farklı adalara doğru yol alan iki gemi… Yalnız tek taraf isterse aşılamayacak kadar uzun bir mesafe…


Ayrı okyanuslarda giden iki gemiden birisinin en acı hali de budur zaten. Bu durumda yapılması gereken ani bir manevrayla başka bir adaya, limana, boğaza yol almaktır yoksa doğruca okyanustaki kayalara çarpar gemi, parçalanır, dalgalara teslim, darmaduman olur.


Hayatta en önemli şey, doğru adaya doğru gemiyle yolculuk etmek ve onun limanına kendini demirlemektir. Kendini demirlemeyen, bir limana ait etmeyen, oraya güvenmeyip, benimsemeyen gemi iskeleye vuran dalgalarla aşınır, su alır ve batar.


İşin özü, doğru limana doğru adaya ulaşma çabasıdır demiştik ya aslında işin özü bir adaya ulaşamazsan da kendi adanda mutlu olabileceğin ihtimalini bilmektir. Kendisiyle baş başa, bir gemi tarafından ziyaret edilmeyi bekleyerek…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder